Son Dakika
29 Şubat 2024 Perşembe

Rusya, Orta Asya’da etkinliğini Türkiye’ye mi kaptırdı?

12 Kasım 2022 Cumartesi, 11:30

Rusya’nın Orta Asya’da nüfuzu azalıyor mu, Türkiye’nin adımları jeopolitik dengeleri nasıl etkiler? 

Özbekistan’ın tarihi Semerkant şehrinde bugün başlayan Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) ilk zirve toplantısı, Ukrayna savaşından dolayı Moskova’nın Orta Asya ülkeleri üzerindeki önemli nüfuzunun azalma sinyalleri verdiği bir dönemde gerçekleşiyor. 

Jeopolitik dengelerin değişmeye başladığı Orta Asya’da Rusya, Türkiye gibi aktörlerin güçlenmesine nasıl bakıyor? Batılı ülkeler ve Çin bu denklemde nasıl bir pozisyonda?

“Türk Medeniyeti İçin Yeni Dönem: Ortak Kalkınma ve Refaha Doğru” temasıyla düzenlenen zirveye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde katılan Türkiye, zengin yeraltı kaynaklarına sahip Orta Asya ve Kafkasya’daki eski Sovyet Türk cumhuriyetleriyle tarihi, kültürel, dilsel ve dini bağlara sahip.  

Bu bağlar, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi ile her zamankinden daha hızlı bir gelişme sürecine girmiş durumda. Ukrayna savaşının endişe yarattığı Orta Asya ülkeleri yüzlerini her zamankinden fazla Türkiye, Çin ve Avrupa’ya çeviriyor. 

Bu çerçevede Erdoğan’ın iki aydan kısa sürede Orta Asya’ya üç ziyarette bulunması Ankara’nın bölgedeki konumunu güçlendirmek için girişimlerde bulunduğunu işaret ediyor. 

Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel’in de ekim sonunda ilk AB-Orta Asya zirvesi için Kazakistan’ı ziyaret edip “daha yakın ilişkiler” kurulması çağrısında bulunması bölgede oluşan “boşlukların” doldurulması için bir mücadele verildiğini gösteriyor.

Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin kuruluşu

Eski Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla 1992’de, “Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi” olarak ortaya çıkan forum, Türkçe konuşan ülkeler arasındaki ilişkileri en üst seviyede geliştirmek amacıyla 1992’den 2010’a kadar 10 zirve gerçekleştirdi.

3 Ekim 2009’da Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan tarafından imzalanan Nahçivan Anlaşması ile temeli atılan Konsey, İstanbul’da Eylül 2010’da yapılan Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları 10. Zirvesi’nin ardından, “Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi” olarak kuruluşunu resmen ilan etti.

Türk Konseyinin Eylül 2018’deki altıncı zirvesinde Macaristan gözlemci üye kabul edilirken, 2019’da Bakü’de düzenlenen yedinci zirvede de Özbekistan, Konseye tam üye oldu.

Türk Konseyi’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde İstanbul’da düzenlenen sekizinci zirvesinde ise Türkmenistan gözlemci üye olarak kabul edildi. Zirvede, Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin adı “Türk Devletleri Teşkilatı” olarak değiştirilirken, teşkilatın ilk zirvesinin Semerkant’ta yapılması kararlaştırıldı.

Moskova’nın “hataları”

Türkmenistan’ın bu zirvede TDT’ye tam üye olması halinde uzmanlar böylece Türk dilini konuşan tüm Orta Asya ülkelerinin birliğin bir parçası olacağının önemine vurgu yapıyor. Türkiye, Türkmenistan’ın tam üyeliğinin gerçekleşeceğini açıklasa da Aşkabat’tan bu konuda henüz bir teyit gelmedi.

Bölgede bir Türk topuluğu oluşturma hayali uzun süredir “Rus engeline” takılmış durumda. Sovyetler Birliği’nin dağılması ve 1991’de Orta Asya cumhuriyetlerinin bağımsızlığını kazanmasının ardından bile bu cumhuriyetler ekonomik, siyasi ve askeri anlaşmalarla Moskova ile köklü ilişkilerini sürdürdü. 

Bu durum uzun süre Ankara’nın birlik çabalarının sonuçsuz kalmasına neden oldu.

Siyaset bilimi profesörü ve Fransız Orta Asya Araştırmaları Enstitüsü’nün eski direktörü Bayram Balcı, “Bir Türk topluluğu yaratma hayalinin başlangıcından bu yana Rusya’nın ağırlığı ve etkisi buna engel teşkil etti” diyerek bu durumu özetliyor.

Ancak Balcı, bu Rus etkisinin son yıllarda, özellikle de 2020’de Ermenistan ve Azerbaycan arasında yaşanan 2. Dağlık Karabağ Savaşı ve Moskova’nın bu yıl Ukrayna’yı işgal etmesinden sonra “aşınmakta olduğunu” vurguluyor.

“Türkiye, Rusya’nın başarısızlıklarından ve hatalarından dolaylı olarak faydalanıyor” yorumunu yapan Balcı, “Bu da diğer ülkelerin yer edinmesine olanak sağlıyor” diyerek bölgede doğan yeni olanakları işaret ediyor. 

Moskova gelişmelere seyirci kalır mı?

Bağımsız Devletler Topluluğu Enstitüsü’nde Orta Asya uzmanı olan Rus Andrei Grozin, Orta Asya’daki her tür faaliyetin Moskova tarafından “istenmeyen bir durum” olarak algılandığını söylüyor. 

Ancak uzman son dönemde işbirliği yapan Türkiye ve Rusya’nın Orta Asya’da ortak bir zemin bulabileceğini de sözlerine ekliyor. 

“Türkiye ve Rusya’nın Orta Asya’daki çıkarları temelde uyumsuz değil” diyen Grozin, bununla birlikte Ankara’nın “Moskova kadar kaynağa” sahip olmamasına dikkati çekiyor. 

Balcı da bu sebeple Orta Asya devletlerinin hem Türk hem de Rus teşkilatlarına üye olup çıkarlarına uyan konuları kabul edip uymayanları reddedeceklerini vurguluyor. 

Özbekistan Stratejik Analiz ve Perspektifi Belirleme Enstitüsü Bölüm Başkanı, siyaset bilimcisi Doç. Dr. Bahrom Hocanov da bölgede etkili olan Rusya, Çin ve Batı’nın bölge ülkelerinin TDT kapsamındaki iş birliklerinin geliştirilmesine sıcak bakmayacağı görüşünde. 

TDT kapsamındaki ilişkilerin en üst seviyeye çıkarılması gerektiğini söyleyen Hocanov, “Avrupa Birliği ve ABD’nin Orta Asya ülkelerinin bölgede önemli bir etki ve güce sahip Rusya ve Çin’in etkisinden bir an önce kurtulmaları yönündeki açıklamalarının arttığı bir dönemde, yeniden yapılandırılan TDT tarihi bir öneme sahip” diyor. 

Türkiye, eski Sovyet cumhuriyetlerine askeri insansız hava araçları satarak ve aynı zamanda insani, dini veya eğitim projeleri yoluyla “yumuşak güç politikası” uygulamaya çalışıyor. Fakat her ne kadar Ankara Orta Asya’daki yatırımlarını artırsa da, ticari anlamda diğer ülkelere göre oldukça geride. 

Dünya Ticaret Örgütü ve BM’ye bağlı bir kuruluş olan Uluslararası Ticaret Merkezi’nin verilerine göre, 2019’da 7,3 milyar dolar olarak gerçekleşen Türkiye-Orta Asya ticaret hacmi, Rusya ve Avrupa Birliği ile (yaklaşık 29 milyar) Çin’in (25 milyar) çok gerisinde bulunuyor.

Çin’in pozisyonu

Prof. Dr Selçuk Çolakoğlu, Çin’in Ukrayna-Rusya savaşının başlamasından önceki durumunu “iki arada bir derede” olarak tanımlıyor. “Çin bunu (Ukrayna işgali) bir savaş olarak tanımlamıyor” diyen Çolakoğlu, euronews’e yaptığı açıklamada Pekin’in pozisyonuyla ilgili şu görüşleri aktardı:

“Rusya’nın savaş tanımlamasına benzer şekilde savaş tanımını kullanmıyor, ama diğer taraftan Rusya’ya karşı Batı yaptırımlarının başlaması ve belli ürünlerde tedarik sağlayan üçüncü ülke şirketlerinin de yaptırımlara maruz kalması bu anlamda Çinli firmaları da rahatsız ediyor. Dolayısıyla burada Çin’in konumu, bir an önce savaşın sona ermesi ve yaptırımların kaldırılması şeklinde.”

Çin’in geleneksel dış politikası gereğince hareket ettiğini ve Rusya’nın Ukrayna’daki iddialarına destek vermediğini belirten Çolakoğlu, “Rusya çok kutuplu dünyada denge unsuru ama diğer taraftan Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik tezleri Çin’in geleneksel dış politika tezleriyle çatışıyor. Yani ülkelerin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü, egemenliği, dolayısıyla burada Çin’in Rusya’nın Ukrayna’daki iddialarına herhangi bir şekilde destek vermesi söz konusu değil. Zaten Rusya Kırım’ı ilhak etti ama bunu Çin tanımış değil. Aynı şekilde Güney Osetya ve Abhazya’yı da Çin tanımış değil. Dolayısıyla bu tür ülkelerin parçalanması ya da başka ülke tarafından ilhak edilmesi politikalarına kesinlikle karşı. Burada Rusya’yı tamamen yalnız bırakmadan aynı zamanda Batı yaptırımlarına maruz kalmadan krizin çözülmesini istiyor.” ifadelerini kullandı.

Rusya’yı yakından izleyen dış politika analisti Aydın Sezer, Çin’in orta Asya’da etkinliğini artırdığına katılıyor. “Çin’in Orta Asya ülkeleri için iktisadi anlamda büyük bir önem arz ettiğini” belirten Aydın Sezer, “Hem büyük bir pazar, hem doğal kaynaklar, enerji kaynaklarına talebi olan bir ülke. Bu açıdan Çinle ilgili o tespit doğru” diyor.

Rusya’nın Orta Asya’daki etkinliğinin azaldığına ilişkin yorumlara katılmayan Sezer, Batılı uzmanların bu konuya hatalı yaklaşımda bulunduklarını belirtiyor.

Rusya ile Orta Asya ülkeleri arasındaki iktisadi ilişkilerin göz ardı edildiğini söyleyen Sezer, “Sovyetler Birliği döneminde karşılıklı geliştirilen iktisadi bağımlılık ilişkisi bugün hala devam ediyor. Bu enerji hatları bağlamında devam ediyor. Bu tüketici ürünleri bağlamında devam ediyor. O ülke vatandaşlarının Rusya’da iş aş peşinde koşması anlamında devam ediyor. Bu, ortak dilin Rusça olmasının önemiyle kendisini gösteriyor. Burada yanlış bir değerlendirme yapmamak gerekiyor. Orta Asya ülkelerinde insanların Batı tipi demokrasi ya da insan hakları düzenine yönelik bir talepleri yok, öncelikleri arasında değil.” diyor.

euronews’e konuşan Sezer, Rusya ile Orta Asya ülkeleri arasındaki ilişkilerin günümüzde Ortak Güvenlik Anlaşması Örgütü, Bağımsız Devletler Topluluğu ve Avrasya Ortak Pazarı gibi oluşumlarla sürdüğünü söylüyor:

“Rusya’nın bu ülkelere yönelik etkisi azalıyor mu azalmıyor mu tartışmasını ben açıkçası pek mantıklı bulmuyorum. Çünkü aradaki iktisadi, kültürel ve sosyal bağımlılığı kaldırmadan Rusya’nın o bölgedeki etkisinin kırılması söz konusu değil.”

Sezer ayrıca, Orta Asya ülkelerinin Rusya’ya Ukrayna savaşında destek vermediklerini ancak BM Genel Kurulu’ndaki uygulamalarda çekimser kalmalarının ‘zımni bir destek’ anlamına geldiğine dikkat çekiyor.(Euronews)

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

KAZAKİSTAN.KZ HABER SİTESİ
Қазақтар rusvideos.com порталында порно көріп, ссылкасын шетелдегі қандастарымен бөліседі! z-library