Son Dakika
14 Nisan 2021 Çarşamba

Montrö Anlaşması nedir, Türkiye için ne anlama geliyor?

05 Nisan 2021 Pazartesi, 09:27

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 1936 yılında Bulgarlar, Fransa, İngiltere, İrlanda ve Denizaşırı Britanya Ülkeleri, Hindistan İmparatorluğu, Elenler Krallığı, Japonya İmparatorluğu, Romanya Krallığı, SSCB, Yugoslavya Krallığı ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanmıştır.

20 Temmuz 1936 tarihinde imzalanan Montrö Sözleşmesi ile Boğaz geçiş düzeni Türkiye’nin güvenliği dikkate alınarak yeniden ele alınmıştır.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne göre Karadeniz’e kıyıdaş devletler bu deniz dışında yaptırdıkları veya satın aldıkları denizaltılarını, yeterli süre öncesinde Türkiye’yi bilgilendirmek koşuluyla, üslerine intikal ettirmek için boğazları kullanma hakkına sahiptir. Ayrıca, kıyıdaş devletler denizaltılarını Karadeniz dışındaki tersanelerinde onarmak için boğazları geçiş maksadıyla kullanabilmeleri de sözleşme ile kayıt altına alınmıştır.

Soğuk Savaş dönemi süresince Sovyetler’in Karadeniz donanmasında bulunan denizaltılar, boğazları geçiş maksadıyla kullanmadı. 1991 yılından sonra ilk denizaltı geçişi, 2011 yılında RFS B-871 Alrosa adlı denizaltı tarafından yapıldı. Söz konusu denizaltı boğazları geçerek onarım için Petersburg’a intikal edip, 2012 yılı Eylül ayında tekrar ana limanına döndü.

Rusya Federasyonu 2017 yılında 4 tanesi Sivastopol-Karadeniz, 2 tanesi Tartus-Doğu Akdeniz olmak üzere 6 adet dizel elektrikli denizaltının konuşlandırma faaliyetini tamamladı. Özellikle Doğu Akdeniz’de konuşlandırılan Velikiy Novgorad ve Kolpino denizaltılarının bakım ve onarım faaliyetlerinin nasıl yapılacağı konusu gündeme geldi ve üç seçenek tartışılmaya başlandı. Bunlar, denizaltıların Güney Kıbrıs veya Mısır’da havuzlanması, onarım için Petersburg’a intikal ettirilmesi veya Tartus üssüne yüzer havuz imkanının kazandırılması olarak öne çıktı.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi maddelerinin değiştirilmesi tartışmaları

Bu tartışmalar devam ederken, NATO Daimi Deniz Görev Grubu gemileri ve ABD gemilerinin Ukrayna krizi nedeniyle, Karadeniz’i sıklıkla kullanmaları ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne göre Karadeniz’de 21 gün süre ile kalma hakkına sahip olmaları bir diğer tartışmanın fitilini ateşledi. Rus kamuoyu Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin değiştirilmesi durumunda neler olabileceğini tartışmaya başladı. Yapılan tartışmalar sonucunda Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin değiştirilmesinin Rusya’nın aleyhine olabileceği, bunun yerine Rusya ile birlikte hareket ederek sözleşme maddelerini Rusya’nın hassasiyetlerine göre yorumlayacak bir Türkiye’nin kontrolünde, mevcut durumun devam ettirilmesinin en uygun hal tarzı olacağı konusunda fikir birliğine varıldı.

Aslına bakılacak olursa askeri gemilerinin geçişi konusunda daha önce Türkiye tarafından verilen bazı kararlar ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 24. maddesi Rusların bu hal tarzını desteleyecek argümanlara sahiptir. Bu maddeye göre Türk Hükumeti, boğazlardan geçiş ile ilgili istatistiki bilgileri toplamak ve savaş gemilerinin geçişlerine ilişkin hükümlerin uygulanmasını denetlemekle yükümlüdür. Türkiye, geçiş için yapılan ön bildirilere sözleşme hükümlerine göre cevap verme hakkına da sahiptir.

Türkiye’nin yorumlama hakkını Rusya lehine kullandığı olaylar

Türkiye tarihi süreç içerisinde askeri gemilerinin geçişine ilişkin nezaret etme ve sözleşme maddelerini yorumlama hakkını siyasi olarak birkaç defa Rusya lehine kullandı. Bunlardan ilki 1976 yılında KIEV adlı uçak gemisinin geçişine izin verilmesidir. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne göre uçak gemilerinin boğazları kullanması yasaktır. SSCB yaptığı ön bildirimde KIEV gemisini “denizaltı savar kruvazör” olarak belirtmişti. Gemi NATO tanımlamalarına göre uçak gemisi olarak sınıflandırıldığı için, NATO Genel Kurulu geminin geçişine izin verilmemesi çağrısında bulundu. Ancak, Türk hükumeti bayrak devletinin beyanının esas alınması ve kendisinin bu konudaki zımni takdir yetkisini kullanarak siyasi bir kararla geminin geçişine izin verdi.

İkinci olay ise 1981 yılında Amiral KUZNETSOV uçak gemisinin geçişine izin verilmesidir. SSCB bu geçiş için de daha yaptığı gibi KUZNETSOV gemisini ön bildirim de “uçak taşıyan ağır muharebe kruvazörü” olarak belirtmişti. Türkiye benzer mantıkla bu geminin de geçişine izin verdi. Ancak her iki geçişte de dikkat çekici olan bir diğer nokta ise geçişler için yapılan ön bildirimler sözleşme gereğince anlaşmaya taraf devletlerinin Ankara’daki temsilciliklerine bildirilmesine rağmen, söz konusu devletler tarafından geçişlerin sözleşmeye uygun olmadığına veya engellenmesi gerektiğine dair herhangi bir girişimde bunulmamıştır.

Denizaltıların geçişi sözleşmeye uymuyor

Rusya Federasyonu son 40 gün içerisinde yaşanan, daha önce denenen ve başarılı olduğu tescillenen hal tarzının uygulayarak 2017 yılından itibaren Doğu Akdeniz’de bulunan ve onarım zamanı gelen Velikiy Novgorad ve Kolpino denizaltılarını Karadeniz’e intikal ettirmiş ve Karadeniz’de bulunan Krasnodar ve Starty Oskol denizaltılarını Doğu Akdeniz’e intikal ettirmiştir. Söz konusu geçişler, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin denizaltıların geçişini düzenleyen 12. maddesine göre sözleşmeye uygun değildir.

12. maddede, ”Karadeniz’e kıyıdaş devletler, bu deniz dışında yaptırdıkları ya da satın aldıkları denizaltılarını, tezgâha koyuştan ya da satın alıştan Türkiye’ye vaktinde haber verilmişse, deniz üslerine katılmak üzere boğazlardan geçirme hakkına sahip olacaklardır. Sözü edilen devletlerin denizaltıları, bu konuda Türkiye’ye ayrıntılı bilgiler vaktinde verilmek koşuluyla, bu deniz dışındaki tezgâhlarda onarılmak üzere de boğazlardan geçebileceklerdir. Gerek birinci gerek ikinci durumda, denizaltıların gündüz ve su üstünden gitmeleri ve boğazlardan tek başlarına geçmeleri gerekecektir.” ifadelerine yer verilmektedir.

Daha önce yapılan tartışmalardan anlaşılacağı üzere, Tartus üssüne denizaltıların havuzlanması için yüzer havuz alındığına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle Karadeniz’den gelen denizaltıların Tartus’ta onarılması gibi durum söz konusu değildir. Doğu Akdeniz’e gelen Krasnodar ve Starty Oskol denizaltıları da onarım süresi gelinceye kadar görev yapacak ve daha sonra Petersburg’a intikal edecektir.

Muhtemelen Ruslar yaptıkları ön bildirimde 2017 yılından itibaren doğu Akdeniz’de Velikiy Novgorad ve Kolpino denizaltılarının Karadeniz’e çıkışını ilk defa Sivastopol üssüne intikal olarak değerlendirmiş ve bu yönde talep yapmış olabilirler. Nihayetinde Amiral Gorshkov’un KUZNETSOV uçak gemisinin geçişinden sonra dediği gibi Ruslar bazı yorumları ile sözleşmeyi tuzağa düşürmüş ve denizaltılarını boğazlardan geçirmiş, askeri tabirle 2.5 yıldır görevde olan denizaltılarını rotasyonla değiştirmiştir.

Ukrayna’dan geçişler hakkında itiraz

Türkiye son dönemde Rusya ile yaşadığı politik yakınlaşmanın doğal sonucu olarak denizaltıların geçişi için yapılan talepte bayrak devletinin beyanını esas kabul ederek siyasi olarak geçişe izin vermiştir. Ancak daha önceki geçişlerden farklı olarak bu defa Ukrayna, ABD nezdinde denizaltı geçişlerinin Montrö’ye aykırı olduğunu ifade etmiştir. Anlaşıldığı kadarıyla sadece diplomatik olarak kayıt altına alınması için yapılan bu girişim, olası bir Rus-Ukrayna krizinde NATO veya ABD gemilerinin bölgeye intikalinde süre ve tonaj kısıtlamalarının aşılmasında Türkiye’nin Rusya için uyguladığı bayrak devletinin beyanı esastır prensibinin, söz konusu ülkeler için de uygulanmasını talep etmeye yöneliktir.

Zira Türkiye 2008 yılında Gürcistan krizi esnasında insani yardım taşıyan toplam tonajları 140 bin tonu bulan “USN Comfort” ve “USN Mercy” isimli iki hastane gemisinin geçişine sözleşmede yer alan tonaj kısıtlamaları aşıldığı için izi vermemiş Rusya ile yaşanabilecek olası bir krizin önünü almıştı.

Rusya Federasyonu Kırım’ın ilhakından sonra Sivastopol üssünde oluşturduğu modern deniz gücünü hem Karadeniz’de hem de Doğu Akdeniz’de jeopolitik ve jeoekonomik dengeleri kendi lehine değiştirmek için kullanmaktadır. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, boğazlardan geçişi düzenlediği gibi, Türkiye başta olmak üzere Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerini güvenlik kaygılarını da giderecek hususlar içermektedir. Bir denge üzerine kurulu söz konusu koşulların zaman zaman Rusya lehine olacak şekilde yorumlanması, başta Türkiye’nin menfaatine aykırıdır. Kimse bugün iyi ilişkiler içerisinde olan Türkiye-Rusya ilişkilerinin yarın bozulmayacağını garanti edemez. Rus Genelkurmay Başkanı Gerasimov’un dediği gibi, Türkiye artık Karadeniz’in hâkim deniz gücü değildir. Askeri stratejide her ihtimalin hesaba katılması ana prensiptir.

Türkiye için Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Lozan Antlaşması’ndan sonra korunması gereken en önemli hukuki metindir. Rusya’nın Doğu Akdeniz’de bulundurduğu fırkateyn, korvet ve denizaltılardan oluşan karaya stratejik taarruz yapma kabiliyetine sahip daimi görev grubu, Tartus deniz üssü ve Güney Kıbrıs’ta üs edinme faaliyetleri orta ve uzun vadede Türkiye’nin aleyhinedir. Suriye ve S-400 konusunda yaşanan politik sıkışıklıkları aşmak için denizaltı geçişlerinde verilen tavizler ileride hukuki anlamda içtihat olarak Türkiye’nin karşısına çıkabilir ve telafisi mümkün olmayan hatalara neden olabilir. Hele bu zaman dilimi ABD kamuoyunda Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin tartışıldığı bir zaman dilimine denk geliyorsa, daha fazla dikkat ve özen göstermek gerektiği her türlü izahtan varestedir.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi iptal edilebilir mi? Edilirse ne olur?

Kanal İstanbul projesinin yeniden su yüzüne çıkması, beraberinde Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne yönelik birtakım tartışmaların da gündeme gelmesine neden oluyor. Lozan Antlaşması ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir nevi tapusu, egemenliğinin ve bağımsızlığının uluslararası toplumda kabul edilmesinin nişanesi olduğu için, bugüne kadar her iki belgenin de tartışılmamasına özen gösterildi.

Ancak, 9 Kasım 1936 tarihinde yürürlüğe giren ve bugüne kadar varlığını devam ettiren Montrö Boğazlar Sözleşmesine yönelik tartışmalar gündemi işgal etmeye başladı. Peki, Montrö Boğazlar Sözleşmesi iptal edilebilir mi? İptal edilmesi durumunda boğazlardan gemi geçiş rejimi hangi esaslar doğrultusunda düzenlenebilir? Türkiye ve Karadeniz güvenliği bu durumdan nasıl etkilenir? Tartışmaların sebebi; Türkiye’nin Montrö Boğazlar sözleşmesini Ruslara karşı bir pazarlık unsuru olarak kullanmak istemesi mi?

Montrö Boğazlar Sözleşmesi hangi koşullar altında imzalandı?

Lozan’da Boğazların durumuna ilişkin üç görüş ortaya atılmıştı. Müttefik Devletlerin görüşü; Boğazların hem savaş hem de ticaret gemilerine açık olması, boğazların her iki kıyısının askerden arındırılması ve Boğazların ulusları bir komisyon tarafından yönetilmesiydi. Sovyetler, ticaret gemilerinin serbest geçişini, Karadeniz’in kıyıdaş olmayan ülkelerin savaş gemilerine kapatılmasını, Türkiye’nin Boğazları tahkim etmesini istiyordu. Türkiye ise Misak-ı Millînin 4’üncü Maddesine dayanarak Boğazların İstanbul ve Marmara’nın güvenliği kaydıyla dünya ticaretine ve uluslararası ulaşıma açık bulundurulmasını savunuyordu.

24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Boğazlar Sözleşmesi’ne göre; Boğazlardan geçecek yabancı gemilerin kontrolü Boğazlar Komisyonuna devredildi, Boğazlar Bölgesi gayri askeri hale getirerek kontrolü Milletler Cemiyeti’ne bırakıldı. Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliği kısmen sınırlandırıldı.

Türkiye’nin bu sınırlandırmayı kabul etmesinin arkasında yatan en önemli neden dünyanın bundan sonra bir silahsızlanmaya gideceğinin düşünülmesi ve Boğazlar Bölgesinin Milletler Cemiyetinin teminatı altına alınmasıydı. Ancak silahsızlanma çalışmaları olumlu sonuç vermediği gibi, Millet Cemiyeti’nin İtalya ve Japonya’nın mütecaviz davranışları karşısında etkisiz kalması Türkiye açısından şartları ve koşulları değiştirdi.

Türkiye Lozan Antlaşması’nın 23’üncü Maddesi ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 1’inci Maddesindeki soyut ilkeler ve sahip olduğu haklar doğrultusunda Boğazlardan geçişin ve ulaşımın nasıl olacağını düzenleyebilir.

Mehmet Cem Demirci Deniz güvenliği uzmanı

Türkiye uluslararası arenada yaşanan değişimi çok iyi analiz ederek, uluslararası hukukun temel rebus sic stanibus (şartlar değişmiştir) kuralına dayanarak, tam zamanında ve yerinde yaptığı çağrılarla Boğazlar meselesinin yeniden müzakere edilmesinin önünü açtı. Sovyetler 1933 yılından itibaren, İngiltere ise 1936 yılında Hitler’in tek taraflı olarak Ren bölgesine askerlerini sokmasından sonra,Türkiye’yi bu konuda destekledi.

22 Haziran 1936 da Montreux’de Boğazlar Konferansı’nın toplanmasına karar verildi. Türkiye Konferans öncesinde değişiklik tekliflerini Sovyetlerin Ankara Büyükelçisi ile müzakere ederek destek almaya çalıştı.

Konferans esnasında yoğunlukla İngiliz ve Sovyet tezleri çatıştı. Sovyetler Karadeniz’e sahildar ülkelerin savaş gemilerinin Boğazlardan herhangi bir sınırlamaya tabi olmadan geçmelerini talep ederken, İngilizler ticaret gemilerine serbesti tanınmasını savaş gemileri için ise izin verilen tonaj miktarının artırılmasını istiyordu. İki ay süren konferans sonucunda Fransızlar’ın Sovyetleri desteklemesi, İngilizler ’in ise konjonktür gereği Türkiye’yi destelemesi sonucunda uzlaşı sağlanarak sözleşme imzalandı. (1936 yılından itibaren Hitler Almanya’sının amacı Türkiye’yi SSCB ve İngiltere’den uzaklaştırarak revizyonist gruba dahil etmekti. İngiltere hem Türkiye’yi yanında tutmak hem de Doğu Akdeniz’de İtalya’ya karşı denge kurmak için Türkiye’yi desteklemiştir.)

Türkiye çok doğru bir zamanlama ve çok yönlü diplomatik bir manevra ile Boğazlar üzerindeki egemenlik kısıtlamasını kaldırdı, ticaret gemileri için geçiş serbestisi bir kez daha teyit edildi, savaş gemilerinin geçişi; Türkiye ve Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenlikleri doğrultusunda yeniden düzenlendi.

Sözleşmenin amacı; “Boğazlardan geçişi ve gemilerin ulaşımını, Lozan Barış Antlaşması’nın 23’üncü maddesiyle tespit edilen prensip doğrultusunda, “boğazlarda barış ve savaş zamanında serbest geçiş ilkesi”, Türkiye’nin ve Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenliği çerçevesinde düzenlemek olarak belirlendi.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi iptal edilebilir mi?

Sözleşmenin nasıl iptal edileceği 28’inci maddede düzenleniyor. Buna göre; sözleşmenin yürürlük süresi 20 yıl. Bu süre 9 Kasım 1956 tarihinde sona erdi. Ancak iptal sürecinin başlayabilmesi için imzacı devletlerden birinin sözleşmede yer aldığı şekliyle fesih beyanını depoziter devlet olan Fransa’ya bildirmesi gerekiyor. II. Dünya Savaşı süresince ve hemen sonrasında ABD, İngiltere ve SSCB arasında Sözleşme’nin feshi veya değiştirilmesi birkaç defa gündeme gelmesine rağmen bugüne kadar bu süreç hiç işletilmedi.

Bugün imzacı devletlerden birinin bu süreci başlatması durumunda; Sözleşme talebin yapıldığı tarihten başlamak üzere iki yıl daha yürürlükte kalacak ve bu sürenin sonunda iptal edilecek. Sözleşmeye göre imzacı devletler yeni bir sözleşmenin yapılması için tekrar bir konferansta bir araya gelmesi gerekiyor. Ancak bu konferans sonunda yeni bir sözleşme imzalanabileceği gibi imzalanmaması da mümkün. Peki bu durumda ne olacak?

Yeni bir sözleşme yapılmazsa ne olacak?

Yeni bir sözleşmeme yapılamaması durumunda iki ayrı uluslararası düzenleme geçerliliğini koruyacak. Bunlardan ilki Lozan Antlaşması’nın 23’üncü Maddesi. Diğeri ise Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 1’inci Maddesinin ilk paragrafı. Boğazlardan geçiş ve ulaşım serbestliği ilkesinin uygulama süresinin sonsuz olacağını bu düzenlemeler ile kayıt altına almış durumda. Geçiş esnasında zararsız geçiş veya transit geçiş rejimlerinden hangisinin uygulanacağı ise, üzerinde bir uzlaşıya varılmadığı takdirde belirsizliğini koruyacak. Ancak her koşulda egemen devlet olarak Türkiye’nin zabıta ve yargı yetkisi ile geçişin zararsız olmasını isteme ve geçiş trafiğini düzenleme yetkisi mevcut. Bu koşullar altında Türkiye Lozan Antlaşması’nın 23’üncü Maddesi ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 1’inci Maddesindeki soyut ilkeler ve sahip olduğu haklar doğrultusunda Boğazlardan geçişin ve ulaşımın nasıl olacağını düzenleyebilir.

Ancak bu düzenleme Karadeniz’in açık deniz alanlarında kıyıdaş olmayan devletlerin savaş gemilerinin sahip olacağı serbestileri içermeyecektir. Zaten esas üzerinde tartışılacak konuda da bu olacaktır. Zira Montrö Boğazlar Sözleşmesi serbest geçiş rejimini düzenlediği gibi savaş gemilerinin Karadeniz’de bulunabilecekleri süre ve tonaj miktarını da düzenlediğinden kıyıdaş ülkelerin ve Türkiye’nin güvenlik kaygılarını dikkate almıştı.

Montrö Ruslar için ne ifade ediyor?

Rusya açısından Montrö Boğazlar Sözleşmesi en önemli kısmı, yabancı savaş gemilerinin Karadeniz’de tabi olduğu kısıtlamalar. Soğuk Savaş döneminden sonra, göreceli olarak zayıf durumda bulunan Rus Donanmasına rağmen, Montrö düzenlemeleri sayesinde başta Amerika olmak üzere diğer NATO üyesi ülkelerin savaş gemileri Karadeniz’de Ruslar için tehlike arz etmedi. Bu dönemde Türkiye’nin “Karadeniz sorunları kıyıdaş ülkeler arasında çözülmeli, dışarıdan müdahale olmamalı” politikası da sorun yaşanmamasında etkili oldu. Ancak bir hususu da dikkate gözden kaçırmamak gerekiyor. Rusya 2014 yılında Kırım’ı ilhak ettikten sonra modern ve güçlü bir donanma inşa etmeye başladı. Artık Sivastopol ve Tartus arasında devamlı kuvvet aktarımı yaparak hem Karadeniz’de hem de Doğu Akdeniz’de güvenlik ortamını şekillendiriyorlar. Türkiye ile iyi ilişkilerini kullanarak zaman zaman Montrö’nün denizaltılara yönelik kısıtlamalarını da kendi istediği şekilde kullanıyor.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Rusya için de çok önemli olduğu söylemek gerekiyor. Montrö’nün yerine gelebilecek ve savaş gemilerinin geçişi ve Karadeniz’de bulunuşlarına yönelik kısıtlamalarını yeniden düzenleyecek bir sözleşme ABD’nin etkisiyle her koşulda Montrö’den daha gevşek koşullar ihtiva edecektir. Bu da herkesten çok Rusya’yı rahatsız edecek Karadeniz güvenliğini kırılgan hale getirecektir.

Montrö Ruslarla pazarlık konusu mu?

Türkiye Kanal İstanbul projesi üzerinden Montrö’yü Ruslar ile bir pazarlık konusu yapmak istiyor olabilir. Ancak bu tehlikeli bir oyun. Montrö bir denge rejimi ve Türkiye’ye çok büyük ayrıcalık ve haklar tanıyor. Uluslararası Adalet Divanı’nın Korfu Boğazı Davasında barış zamanında savaş gemilerinin önceden izin almadan uluslararası ulaşımda kullanılan boğazlardan geçiş hakkı olduğuna karar verdi. Bu durumda Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin iptal edilmesi durumunda yerine gelecek rejimin ister zararsız ister transit geçiş kuralları uygulansın Türkiye’ye bugünkünden daha fazla hak tanımayacağı aşikâr. Türkiye bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra bir nevi tapusu belgesi hükmünde olan Lozan ve Montrö belgelerini korumaya yönelik politikasında devam etmeli. Rusların gevşetme girişimlerine izin vermemeli.(Euronews)

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KAZAKİSTAN.KZ HABER SİTESİ