Akdeniz’de Türk-Fransız gerginliği

20 Haziran 2020 Cumartesi, 20:37

Türkiye Libya’da dengeleri değiştirirken, Halife Hafter’in en önemli destekçilerinden Fransa’nın stratejik hesapları altüst olmuş durumda. Paris-Ankara hattında ilişkiler gerginleşiyor.

Fransa 2011’de Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin devrilmesinde Birleşik Krallık’la beraber öncü rol oynadı. Hafter ile Kaddafi’nin devrildiği 2011’den bu yana temasta. Fakat bu ilişkiyi 2016’da Bingazi bölgesinde bir helikopteri düşürülüp üç Fransız gizli servis elemanı yaşamını yitirene kadar tanımadı. Halen de resmen kabullenmiyor.

Kaddafi, Aralık 2007’de, dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy tarafından Paris’in göbeğinde kırmızı halılar ve bedevi çadırlarıyla ağırlanmış, kendisiyle nükleer işbirliği anlaşması dahi imzalanmıştı. Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan gibi Körfez devletlerini yönetenlerin hepsinin Kaddafi ile sorunları vardı. “Arap Baharı” Kaddafi’ye karşı hamle için mükemmel mazeret oluşturdu. Sarkozy o dönem özellikle Katar ile yakın dosttu. Libya’da ayaklananları resmen tanıyan ilk lider oldu. 2012’de yeniden seçilmek istiyordu. Seçimlerden hemen önce 2007’deki seçim kampanyasının finansmanı için Kaddafi’den nakit 50 milyon euro aldığına dair bir haber yayımlandı. Bu haber siyasi kariyerinin sonu olacaktı.

Libya’nın petrol ve gazı

Fransa’nın gözü Libya’nın petrol ve gazındaydı. O tarihlerde en büyük rakibi İtalya’ydı. İki ülke son 50 yıldır kapalı kapılar ardında Libya için mücadele etmekteydi. Ancak Libya için somut projesi olmayan Paris marjinalleşti. François Hollande döneminde, 2015’te Paris’te meydana gelen terör eylemlerinin de etkisiyle Libya dosyası yeniden açıldı. Paris için Libya’da istikrarsızlık iki açıdan tehdit oluşturmaktaydı: Akdeniz üzerinden Avrupa’ya göç ve Fransa’nın stratejik çıkarlara sahip olduğu Sahel havzasının (Senegal, Moritanya, Mali, Nijer, Çad, Sudan) güvenliği.

Fransa o dönem Libya’da kendisine muhatap aramaya başladı. BAE ve 2014’te Mısır’da yönetimi ele geçiren general Sisi’nin Hafter ile yakın ilişkileri vardı. Bu ülkeler, ABD ve Rusya’dan sonra dünyanın üçüncü büyük silah ihracatçısı olan Fransa’nın bu alandaki en iyi müşterilerindendi.

Emmanuel Macron 2017’de cumhurbaşkanı seçildikten sonra Libya’yı Fransız diplomasisinin öncelikli dosyalarından biri haline getirdi. Libya’daki tarafları Fransa’da buluşturdu. Diplomatik planda tarafsız görünmeye çalışıyor, ABD’de Trump yönetiminin ilgisizliğini fırsat bilip arabulucu olmak istiyordu. Fakat Paris’in Hafter’i desteklediğinden herkes haberdardı. Hafter parayı BAE’den, askeri desteği ise büyük ölçüde Rusya’dan alıyordu. Ancak uluslararası planda “prezentabl” olmak için Paris’in siyasi desteğine ihtiyacı vardı.

Hafter’in Trablus’u ele geçirmek için aylar süren çabası sonuç vermedi. Türkiye’nin devreye girmesi tüm hesapları altüst etti. Ankara daha önce de Fransa’nın Suriye’deki planlarını bozmuş, hatta gerçekleştirdiği askeri müdahalelerle Paris’i Suriye denkleminden çıkartmıştı. Paris’in Suriye’de PYD/YPG’ye verdiği destek de iki ülke arasında kriz oluşturuyor.

Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon krizi de Fransa’nın bölgeyle ilgili planlarını bozdu. Yunanistan Fransa’dan önemli miktarda silah alıyor. Kıbrıs Cumhuriyeti ise limanlarını Fransız savaş gemilerine açtı. Paris Doğu Akdeniz’de varlık gösterebilmek için bu iki ülkeyle savunma işbirliği anlaşmaları imzaladı.

Türkiye’nin Libya’ya kalıcı ayak basması, hatta bu ülkede askeri üslere sahip olacak olması Fransa açısından askeri, diplomatik, ticari ve stratejik bir hezimet olarak değerlendiriliyor. Fransız Le Monde gazetesine göre, “Hafter’in terörle mücadele bahanesi ardına gizlenmiş askeri macerası sonlandı”, bu maceranın sonucu olarak da Libya “Türk-Rus metbuiyeti altına girdi.” Le Point dergisi ise “Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Libya’daki hamleleriyle Akdeniz’de kartların yeniden dağıtıldığı” görüşünde.

AB içinde Almanya’nın ağırlığı 

Fransa şimdi Türkiye’nin Libya kartını kendisine ve AB’ye karşı koz olarak kullanmasından kaygı duymakta. Ancak diplomatik planda daha büyük bir sorunla karşı karşıya. O da AB içinde Almanya’yla denge meselesi. Berlin Duvarı yıkılıp, iki Almanya birleştiğinden bu yana, Soğuk Savaş döneminde Avrupa coğrafyasında sabit olan Alman-Fransız dengesi son yıllarda giderek Almanya lehine değişmeye başladı. Almanya önceleri sadece ekonomik ve ticari planda liderdi, şimdi siyasi planda da liderlik koltuğuna oturuyor. COVID-19 krizinin yönetimi bu gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi.

Fransa’nın Almanya ile dengeyi olabildiğince sağlayabilmek için iki kozu kaldı: askeri ve diplomatik gücü. Bu iki alanda AB dışında elde edeceği kazanımlara AB içinde Almanya’yla güç dengeleri için ihtiyacı var. Ancak Fransa uluslararası sorunların çözümünde etkin olamıyor. Irak, Suriye ve şimdi de Libya’da yaşananlar bunun en bariz örnekleri. Dahası, Afrika’daki askeri operasyonlarına katılım konusunda Avrupalı ortaklarının çoğunu ikna edemiyor.

Fransa-Türkiye ekseninde ise son yıllarda krizler birikerek çoğalıyor. Macron, Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan’la arada bir telefonda konuşsa da kendisini “güvenilir bir ortak” olarak görmüyor. Hatta 2018 yılında Fransız Büyükelçiler Konferansı’nda yaptığı konuşmada, Erdoğan’ın yürüttüğü politikayı “pan-islamik” ve “Avrupa karşıtı” olarak tanımlamıştı. Türkiye’nin AB üyelik perpsketifine kesinlikle inanmayan ve karşı çıkan Macron, geçen yıl sonunda da Türkiye’nin Suriye’deki askeri operasyonları nedeniyle “NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğini” söylemişti.

Ankara da Fransa politikasını, son fırkateyn krizinde olduğu gibi, kompleksiz ve sert üsluplu bir çizgide yürütüyor. İki ülke arasındaki diplomatik uyuşmazlık kaygı verici biçimde giderek gerginleşiyor.(DW)

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KAZAKİSTAN.KZ HABER SİTESİ