Cezaevindeki harbiyeli 3 kadın öğrenciden mektup

15 Temmuz 2019 Pazartesi, 16:00

Türkiye, 16 Temmuz 2016 sabahından bu yana gerçekleştirilen sayısız operasyon ve Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde çıkarılmış Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile bundan üç yıl önce gerçekleştirilen darbe girişimiyle hesaplaşma çabasında.

İçişleri Bakanlığının Mart 2019 tarihinde aktardığı verilere göre, ‘darbe girişiminde rolü olduğu gerekçesiyle’ o günden bu yana yarım milyon kişi gözaltına alındı; 30 bin 821 kişi tutuklandı.

Hükümet aralarında öğretmen, polis, askeri öğrenci, gazeteci, aydın, üst rütbeli asker, yargı mensupları, milletvekili ve siyasetçilerin de olduğu bu büyük toplamın darbe teşebbüsünde doğrudan ya da dolaylı rol aldığını savunuyor; muhalefet ve insan hakları örgütleri ise bu yargılamaların bir cadı avına dönüştüğü görüşünde.

Hükümet terörle ve darbecilerle mücadele ettiğini söylerken, binlerce kişinin yetersiz ve hukuki olmayan delillerle yargılandığı iddiaları da gündemden düşmüyor.

Uzun tutukluluk süreleri ve pek çok davada şüphelilerin tutuklu olarak yargılanması Türkiye cezaevlerinde yeni bir tablonun da oluşmasına neden oldu. Türkiye’de 2015 yılında cezaevindeki kişilerin sadece yüzde 14,6’sı tutuklulardan oluşurken bu oran 2017’de yüzde 34’e yükseldi.

Bugün cezaevlerinde 264 bin kişi bulunuyor ve pek çok cezaevi kapasitenin üzerinde bir doluluğa sahip.

Türkiye’de üç yıldır değişmeyen bu tablonun ışığında, fiziksel bir yaşam alanı olarak gözden ırak olan cezaevlerine bu kez dışarıdan içeriye bakmak için bir pencere açıyoruz. Cezaevlerinde bulunan farklı kesimlerden kimi tutuklu; kimi mahkumiyet almış isimlerin oradaki yaşamlarını, koşullarını anlattıkları mektupları bir yazı dizisi olarak sunuyoruz.

15 Temmuz Darbe Girişimi sebebiyle üç yıldır cezaevinde bulunan üç kadın askeri öğrenci, Nagihan Yavuz, Nimet Ecem Gönüllü, Şuheda Sena Öğütalan

Nagihan Yavuz, Nimet Ecem Gönüllü, Şuheda Sena Öğütalan’ın mektubu:

Değil kadınların birçok erkeğin dahi gösteremediği cesareti sergileyerek ülkemizin semalarını koruyabilmek idealiyle zorlu seçim aşamalarını geçerek Hava Harp Okulu’na girdik. Üç yıl boyunca askeri ve akademik eğitimlerde zorlanmamıza rağmen yılmadık.

Birçokları gibi irademiz dışında sürüklendiğimiz, aydınlatılmayan 15 Temmuz gecesi ile birlikte bizler de meçhul bir karanlığa terk edildik.

O gece çatışma altında kalmamızın şokunu atlatamadan, hukuki sürece tabi olmaksızın Sulh Ceza Hakimliği’ne çıkarılarak tutuklandık.

Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na getirildiğimizde 21 yaşındaydık. İlan edilen OHAL sebebiyle 15 gün boyunca bulunduğumuz hiçbir kurumdan ailemize haber verilemedi. Ve ailemiz öldüğümüzü zannetti. Bizlerin de dışarıdan haber alabileceği gazete, televizyon gibi imkanları kullanmamız yasaktı. Halihazırda ilan edilmiş OHAL sebebiyle birçok hakkımız kısıtlandı. Normalde haftada bir olan telefon görüşleri 15 günde bir; ayda bir olan açık görüşler iki ayda bir; herhangi bir kısıtlama olmaksızın yapılan avukat görüşleri haftada bir gün bir saat ve kameralı olarak yapıldı. Bunların haricinde mektup, spor salonu, eğitici kurslar gibi haklarımız kullandırılmadı. En önemlisi de bizim gibi Hava Harp Okulu’ndan atılan öğrencilere verilen üniversite kaydı hakkı tarafımıza tanınmadı. Sınavlara dahi girmemize izin verilmedi. Yani temel haklarımızdan olan EĞİTİM HAKKI elimizden alındı. Tüm bu koşullar OHAL süresi boyunca devam etti.

Ancak 11 ay sonra hazırlanabilen iddianamemiz sayfaca kabarık olmasına rağmen bir sayfa dahi şahsımızdan bahsetmemektedir. 16. ayda Ağır Ceza Mahkemelerinde başlayan yargılanma sürecimiz 22. ayda sona ermiştir. 6 ay kimilerimizin müebbet kimilerimizin ağırlaştırılmış müebbet alması için oldukça kısa bir süre. Bu 6 ay boyunca yetkililerce içine düşmüş olduğumuz olayın aydınlatılmasına dair hiçbir şey yapılmamıştır. Örneğin olay yerine ait kamera görüntüleri olmasına rağmen izletilmemiştir. Bu bağlamda yapılan bütün talepler reddedilmiştir. Özetle yargısız infaz yapılarak o gece gibi hayatlarımız da karanlığa gömülmüştür. Tüm bunlar yaşanırken askeri öğrencilerin hiçbir şeye müdahil olabilecek yetkisinin olmadığını bilen, o tarihte görevlerine devam eden hiçbir üst rütbeli komutan tarafından bize destek verilmemiştir.

Olayın fiziki süreci bu şekilde devam ederken bizleri asıl etkileyen yaşadığımız duygusal travmalardır. Tutuklandıktan sonra 1 yıl boyunca aynı koğuşta kalmamızın ardından mesnetsiz gerekçelerle koğuşlarımız ayrıldı. Cezaevi, kendine ait bir alanın olmadığı, sevdiklerini yalnızca 35 dakika görüp bir sonraki görüşe kadar onlardan haber alamadığın bir yer. Daha açık ifade etmek gerekirse her şeye karşı duyulan özlemin yanında son tutunduğun dallardan koparılmak imkansız bir acıydı. Bu süreçte yaşadığımız duygusal travmaların en zoruydu. Bunun yanı sıra hukuki sürecimizi yakından takip eden, bizlere maddi manevi destek olan avukatımız Kemal Uçar tam da esas savunmaların verileceği celseden önce tutuklanmıştır.

Bu 3 yılda en çok insan olan yanımız yıpranmıştır. Özlem, yalnızlık, çaresizlik, tüm masumiyetimize rağmen suçlanmışlık, hakarete uğramışlık, toplumdan dışlanmışlık ve hiçbiri yetmezmiş gibi her defasında kendimizi açıklamak zorunda kalmak henüz 24 yaşındaki bizlerde çok büyük yaralara neden olmaktadır.

Bizler her şeye rağmen ülkesine faydalı birer vatandaş, üniformalarına sadık birer asker ve ailelerimize layık evlat olabilmek için umudumuzu canlı tutmaya çalışıyoruz, her ne kadar süre uzadıkça zorlaşsa da…

• En çok özlediğimiz şey:İdeallerimizi gerçekleştirebilecek ortam

• En çok ihtiyacımız olan şey: Adalet

• En çok yapmayı özlediğimiz şey: Denizde yüzmek

• En çok özlediğimiz yemekler: Izgara et, patates kızartması, kek

• En çok kısıtlanmış hissettiğimiz an: Avluda yürürken boylu boyunca uzanan duvarla karşılanmak

• En çaresiz hissettiğimiz an: 35 dakikalık kapalı görüşlerde telefonun bir anda kapatılması

• En zorlandığımız şey: Bazen günlerce süren su kesintileri

• En büyük zorluk: 21. yüzyılda çamaşır ve bulaşıkları elde yıkamak

• Buradaki en acı şey: Cezaevinde kalmak zorunda olan çocukları görmek.

Harbiyeli öğrenciler Ecem, Nagihan ve Sena sosyal medya hesaplarında kendilerini ‘Savaşan Melekler’ olarak adlandırıyor

Ne olmuştu?

Hava Harp Okulu’nda öğrenciyken 15 Temmuz gecesi İstanbul’un girişindeki Orhanlı gişelerinde, diğer askeri öğrencilerle birlikte tutuklanan Nagihan Yavuz, Nimet Ecem Gönüllü, Şuheda Sena Öğütalan 16 Temmuz’da gözaltına alındı.

Öğrenciler 13 Temmuz günü İstanbul’daki okullarından Yalova’ya kampa götürüldüklerini, 15 Temmuz akşamı ise otobüslere bindirilerek okula geri getirilmek için yola çıkarıldıklarını söylüyor ve darbe girişiminden haberdar olmadıklarını belirtiyor.

57’si Hava Harp Okulu öğrencisi 63 sanıklı davada geçen sene mayıs ayında açıklanan kararla “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye teşebbüs etmek” suçlamasıyla müebbet hapis cezasına çarptırıldılar.

Üç öğrenci ile ilgili karara itiraz eden avukatları Kemal Uçar dosyayı istinaf mahkemesine taşıdı.

Euronews Türkçe’nin Cezaevinden Mektuplar yazı dizisi için bu mektubu kaleme alan üç öğrenci halen Bakırköy Kapalı Cezaevi’nde bulunuyor.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KAZAKİSTAN.KZ HABER SİTESİ